9 Haziran 2005 Perşembe

Yitirmek

dostlar bunu ben yazmadım ama paylaşmak istiyorum:

Hayatı rüyalarına küçük gelenlerin çilesidir, 'yitirmek'. Her şeyi bir torbaya doldurmaya çalışırken torbası yırtılanların öyküsüdür bu.En sevdikleri bir bir pencesinden yırtılıp kara deliklerden, geçmiş zamanlara savrulanlar öğrenirler zamanın koynunda 'gidenin' gittiğini, bir daha hiç gelmeyeceğini. Yenileri koymak üzere boşaltılan raflar tozlanmadan daha pişmanlığın hızla süratına çarpılan kapılarının artık bir daha hiç açılmayacağını.

İnsan nasıl da gözü kara cesur oluyor, hayatın rutin akışına ters yönde esen bir yel eser esmez. Nasıl da her şey çok farklı olacak, her farklılık yalnızca mutluluk getirecekmiş gibi atıyor kendini bilinmezin koynuna. İnsan nasıl da süslüyor yalanları tek tek yalancı heveslerin sarhoşluğunda. Kendisine aitmiş gibi hoyratça kullanıyor büyük bir cömertlikle ona emanet edilen yürekleri, güvenleri. İhanet yeninin koynunda kendine sonsuz sebepler üretirken, derinlerde bir yerlerde bir his acıyla baş eğiyor eskinin artık demirlerin arkasından süzülen ve gittikçe uzaklaşan güzelliğine.

Hayatının tınısını bir kez yitirmeye görsün insan, hızla kaybediyor dengesini. Yolunu, yönünü değiştiriyor sevdiklerinden, köklerinden öyle çabuk ,öyle bihaber, gökkuşağının peşinde. Cenneti o gökkuşağının ayağının dibinde bulmaya niyetli koşarken nefes nefese, bulutlar kapatınca gökyüzünü insan nasıl da soğuk gerçeğe çarpıyor hızla atan sıcacık yüreğini.İnsan nasıl da soğuyor...

Usul usul, yavaş yavaş pişmanlığı bilgeliğe dönüştürürken, insan nasıl da büyüyor...Hayatı esner zannedip her şeyi sığdırmaya çalışanların öyküsüdür bu. Kıymet bilmeyi, sahip çıkmayı, sevmeyi tecrübelerin en acılarıyla öğrenenlerin öyküsüdür bu. Geriye dönüp bakmak için yeterli direnci bulduğunda, geçmişe iç çekenlerin öyküsüdür bu.

O en sevdiklerime, o en sevip de yeterince söyleyemediklerime, o en çok söyleyip de yeterince sevemediklerime selam olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yaz ki muhabbet olsun.